Oca 29, 2009
270 Views
0 0

söz veriyorum bende kalacaksin!

Written by

Ihtiyar adam kerpiç damin içinde gezinip durdu. Duvardaki esinin resimlerine takilip kaldi gözleri bir süre, derin bir iç çekti… ”Hey gidi Ferhat Ali heyy! Hey gidi günler! Nerede o daldan dala atlayan gençlik yillari, tuttugunu koparan, o mutlu baharlar, mutlu yazlar, nerede etrafinda fir dönenler? Simdi su evde tek basina, kimsiz, kimsesiz. Sesine ses veren yok. Ölsen kim duyar?” Aynaya bakti bir süre, avurtlari çökmüs, alninda derin çizgiler. Saçi, sakali uzamis, yüzü kiris kiristi. Gözlerinde derin ve korkunç bir hüzün vardi. Yasadigi mutlu günleri düsündü Ferhat Ali. Esi Gülizar geldi gözlerinin önüne. Yüzünde aci bir ifade belirdi. Göz çukurlarindan yanaklarina dogru damla damla yaslar süzüldü biribiri ardina … Bir ömür bütün güzellikleri birlikte soluklamislardi, birlikte gögüs germislerdi zorluklara. Üzüldüklerinde beraber aglamislardi, sevindiklerinde beraber gülmüslerdi.

 Çocuklari olmamisti ama bütün dedikodu ve beraberliklerini bozmak isteyenlere inat daha çok perçinlemislerdi sevgilerini. Neler yasamamislardi ki hayatta, bu yalan dünyada neler görmemislerdi ki. Ayirmaya kalktiklarinda kimse onlarin yüregini yakan tertemiz sevdalarini düsünmemisti. Oysa onlarin sevdalari her seyin üstünde, evlilikten de öteydi. Söz vermislerdi sevdalarina, daha önemlisi biribirilerine. Gülizar’siz hayat yoktu ihtiyar adam için, onsuz yasayamazdi, bu Gülizar için de öyleydi. Sevgilerini içlerine gömüp biribirini birakamazlardi. Aldiris etmemisti kimsenin sözüne ihtiyar adam, ayrilmamisti Gülizar’indan. Çünkü yasarsa onun için yasayacakti, sevdasi için yasayacakti. "Çocugu olmuyorsa salt Gülizar mi suçluydu belki kabahat kendisindeydi de." Her defasinda Israf ettikleri, kaybettikleri güzellikler karsisinda birbirilerinin gücüne inanarak, sarsilmaz sevgilerinin saglamligina dayanarak üstesinden gelip sürdürmüslerdi hayatini. En zor kosullarda bile sevgiyi, mutlulugu kazanma ve perçinleme yolunda hep ayni rüyayi görmüslerdi, hep ayni sizilari duymuslardi yüreklerinde, ayni pismanliklari yasamislardi. Bedenleriyle degil, yürekleriyle ayni yolu yürümüslerdi. Hiç ihanet etmemislerdi yüreklerine… Hiç ihanet etmemislerdi sevgilerine… … – Iki ihtiyar yalniz kalinca tek bir sey söylemeden biribirine bakakaldilar: Yüregi kan agliyordu ihtiyar adamin. Yasli kadin gözleri açik hiç kipirdamadan yatagina büzülmüs yatiyordu. Ihtiyar adam bu ölümüne sevdigi kadinin yanina uzandi. Yasli kadin boynunu uzatip yüzünü oksayan eline degdirdi. “Zavalli hayat arkadasim benim artik ikimizde de is kalmamis” deyip derin bir iç geçirdi ihtiyar adam… Ihtiyar adam hayat arkadasini bekleyen büyük aciyi düsünüyordu… Simdiden bu aciyi yüreginin taa derinlerinde duyuyordu. Perisan durumuna, yasliligina, çektigi aciya yaniyor, elinden bir sey gelmedigi için de kahroluyordu. Ilk kez yüregi bu kadar sanciyordu…. Ilk kez bu kadar çaresiz hissediyordu kendini. Doktorlarin bir kaç aylik ömrü kalmis demelerine karsin, inanmak istemiyordu bi-türlü bu sonuca. Ölüneceksede beraber öleceklerdi… Disarda durmadan simsekler çakiyordu, sessizligi bozan bu gürültüyü duymuyorlardi bile. Anilarina gömülmüslerdi her ikisi de. Gözlerini alabildigine uzanan karsi daglara dikmislerdi. Sönmeye yüz tutmus anilar uyaniyordu her ikisinin belleginde, çok gerilerde kalmis mutluluk günleri canlaniyordu. Dalginligi dagilmisti yasli kadinin, ince bir hüzün soluk yanagindan bükülüp dudaginin kivrimina iniyordu. Yüzünün inceligini, soluklugunu oksadi, elmacik kemigindeki soluk çillerini öptü ihtiyar adam. Yasli kadinin gözlerinden iki damla yas süzüldü. “Öyle yalniz ve çaresiziz ki Ferhat Ali, bizden baska kimse yok içimizde biliyor musun” dedi yasli kadin.. Ortalik kararmisti. Günün, en bahtiyar insanlarini bile az çok gamlandiran bir saatti. Yillarca her seyini paylastigi ve kalbinden bir parça demek olan bir insani ölüme terketmek kolay degildi. Bütün sorulari yanitsiz birakiyordu ihtiyar adam, agzini biçak açmiyordu. Zar zor elindeki bastona yaslanarak kalkti yerinden, iki bardak çay doldurup geri geldi . Yasli kadin bir kaç adim ötede kipirtisiz yatiyordu, eski bir yatagin içinde kivrilmis olarak küçücük bedeniyle… Ihtiyar adam geçmisteki bütün bu güzelliklerin kiymetini ise Gülizar’in hasta düstügünde daha iyi fark etmisti. O ulasilmaz temiz sevgileriydi ki; gönülleri arasinda yikilmaz köprüler kurmus. Gözlerine fer, gönüllerine ve ruhlarina aydinlik katmisti, kapilar açmisti mutluluklarina. Hayat yolunda yalpaladiklari, sarsildiklari olmamis miydi? Olmustu. Çok defa uçurumun kenarindan dönmüslerdi ama bütün bu engeller ve zorluklar viz gelmisti sevgilerinin gücüne. Ama simdi öylemiydi, zaman rüzgâr olmus, yaprak gibi savuracakti onlari. Güçleri yetmiyordu, her birini bir yana düsürecek, ayiracakti biribirinden. -Yasli kadin her gün biraz daha hastaligin pençesinde kivraniyordu. Seven kalbi belliki artik bu hastaliga daha fazla dayanamayacakti. Kerpiç evinin o küçük odasinda hergün biraz daha solmaktaydi. Gözü yasli, boynu bükük bir sekilde ölümü bekliyordu… Gözlerini kapadi yasli kadin, bu küçük odada yalniz kaldiginda gözyasi dökmekten bikmisti… Yinede engel olamiyordu pinar gibi çaglayan gözyaslarina. Ihtiyar adami düsündü ne yapacakti zavalli yapayalniz bu dünyada, hastalaninca kim bir sicak çorba verecekti. Yasli kadin kendi ölümünden çok kocasi evin deliginde yapayalniz ve kimsesiz kalacagina içi yaniyordu. "Bu dag basinda yapayalniz, kimsesiz yasli bir ihtiyar, tek basina nasil yasardi? Kim ekmegini, asini pisirir." Bunu düsünmek bile içini burkuyordu.Yasli kadin hep bunlari düsünüyordu. Kocasi evden çiktigi zaman hep ayni seyleri düsünüyor, anilari bir film seridi gibi gözünün önünden geçiyordu… “Eskiden köy ne kadar kalabalik, ne kadar canliydi, yaz aksamlari, harman günleri, hele güz aylari dügün dügün üstüne olurdu. Kis aylari her aksam bir yerde toplanip köy yaslilarinca hikayeler, masallar anlatilirdi. Simdi köy ipissiz, bizim gibi bir kaç yasli kimsesizden baska kimsecikler kalmadi. Kimileri büyük sehirlere, kimileri avrupa’lara gidip yerlesti. Buralari terk edenler, bir gün geri dönüp gelirler mi bilmem? -Ihtiyar adam, usulca yasli kadinin basina dokunup bir öpücük kondurdu alnina: “Gülizar kadinim uyan ben geldim” Degirmende sira beklemekten eve geç kalmisti. Yasli kadin, hafifçe silkinerek gözlerini açti, yerinde dogrulmaya çalisti ama dogrulamadi. Elinin tersiyle agzini kapayip esneyerek: “Ben de seni beklerken uyuya kalmisim. Bu gün bana bir hal oldu. Durdugum yerde dalip dalip gidiyorum”. Yasli kadin, basini yastiga dayayip, karsisinda ayakta duran ihtiyar adama dalgin dalgin gülümsüyordu. Eliyle yaninda yer göstererek: “Otursana canimin diregi” dedi. Karisinin biraz daha iyi oldugunu görünce Ihtiyar adamin yüzündeki yorgunluk, endise ve gerginlik geçti. Ama yasli kadinin yanaklarinda agir bir hastaligin zehrinden yeni uyanmis insanlara mahsus bir solukluk dalgalaniyordu. Ihtiyar adam, belini tutarak bastonuna dayanip oturdu yatagin bir ucuna. Yasli kadinin içine bir seyler dogmustu sanki. “Bu beraber son gecemiz belki. Belki de son gülüsümüz, son bakisimiz, son el ele tutusumuz. Siki tut ellerimi birakma Ferhat Ali.” Yillar yili birlikte sevindigi, kahir çektigi, kahir çektirdigi esinin sikica tuttu elini Ihtiyar adam… Parmaklarinin arasinda hafifce oksadi güçsüz ellerini. “Ne kadar aci çekip, ne kadar çabuk yaslaniyoruz, ne kadar az yasiyoruz degil mi Ferhat Ali?. Çekip giderken kime ve nereye birakacagiz anilarimizi, sigar mi bu daracik yere?” diyordu. Dalip gitmisti yine ihtiyar adam. Kar altinda bir dag köyü gibiydi simdi anilari, tavana asilip kalmisti gözleri. Gözlerini kapatti, duman duman hüzün çöktü üzerine. Simdi anliyordu ki bir kursun kalem, bir de silgi gerekliydi yazip yazip silmek için kanayan yerlerini, bu kisacik ömründe. Yillarca yazdigi siirleri Gülizar özenlice saklamisti. Yine de arada sirada bir seyler karalamayi severdi. Geç saatlerde yasli kadinin rengi sapsari kesilmisti. Göz kapaklarini zar zor açiyordu, tekrar elini uzattarak bir seyler söylemek istedi yasli kadin ama söyleyemedi, dili agirlasmisti… Dudaklari titredi, gözleri doldu, içten bir bakis atti esine. Salt aciydi bakislari, konusmak istedi konusamadi. O civil civil hep yasama sevinci dolu, her seye ragmen kendisini teselli etmeye çalisan Gülizar’i bumuydu. Aglamamak için kendini zor tutuyordu ihtiyar adam. Eli ihtiyar adamin elinde öylece uykuya dalmisti yasli kadin. Sabah bir telasla uyandi ihtiyar adam, yasli kadinin nefesini dinledi. Yüreginden bir seyler koptu. O kocaman dev gibi adam küçük çocuklar gibi sarsila sarsila agladi. Yorgun… Örselenmis, ama içi Gülizar’in sevgisiyle dolu yüregi paramparçaydi simdi… “Vay benim kara yazgim vay!… Ne olacak simdi benim halim! Bu daracik yerde tek basima ne yaparim, kiminle bölüsürüm anilarimi… Kiminle bölüsürüm acilarimi… Birakip gitme beni. Vay benim basima… Vay ki, vayyy…‘’ …….. -Arada günler geçmis, dalip gitmisti harman yerinde ihtiyar adam. O arada bir sivrisinegin eline sokmasiyla kendine geldi. Düsüncelerinden siyrildi. “Sizlanmayi birakip ise bakmali gayri, simdi is zamani…” “Çalismasam bu degirmen dönmeyecek, hem hazir para çabuk suyunu çeker. Zor günlerde elinin altinda biraz para olmali ki, Hasta olursan ilâç, kefen paran olsun hiç degilse, ele güne karsi rezil olmayasin.” Deyip kendi kendine konustu. Ihtiyar adam derin bir yalnizlik duygusuna kapildi. Tasli yolda ayaklarini sürükleyerek dag yoluna dogru yöneldi. Tasali bir yürek ve karmakarisik düsüncelerle koca bir dünyada yapayalnizdi artik. Sevmisti Gülizar’ini, hiç kimsenin anlayamayacagi, sevemeyecegi , hiç düsünmeden ugruna canini verebilecegi kadar çok. Uykularini paylasmislardi geceler boyu, uykusuzluklarini. Askere gittiginde hep Gülizar’ini düslemisti, isil isil gözlerini nereye gitse, ne yapsa hep yaninda tasimisti. O dünyalara sigmayacak asklarini küçücük yüreklerine sigdirmislardi. Hep bir gün kavusacagi günün hayaliyle avutmustu kendini. Ayri geçen her gününü yasanmamis sayardi. Gökyüzü zifiri karanlikken , zorlu bir dünyada bile onlar hep el ele sevdanin, sevincin içineydi. Hep birlikte olmakti temennileri, düsleri. Beraber yasayip beraber ölmekti. Hep pembe düslerle yasamislardi, içinde sevginin, sayginin bolca oldugu, içinde sadece ikisinin bulundugu, sakin, sade, gösteristen uzak bir dünyalari vardi. Bu kisacik ömürlerinde en güzel geceleri,günleri en güzel sevinçleri paylasmislardi. Sevmeyi, özveriyi ondan ögrenmisti ihtiyar adam. Yüzü gülerken, içinde mutlu olabilecegini ögretmisti ona. Yasamanin onunla güzel oldugunu göstermisti. Simdi onsuz yasamanin ne kadar mutsuz ve anlamsiz oldugunu düsünüyordu ihtiyar adam. “Hep birlikte olmaliydik biz”, diyordu “öyle güzeldi hayat. Söz vermistik birbirimize , sözümüzü tutamayacagimizi bile bile. Felege söz geçiremedik, her inlediginde yüregim hançerlendi benim. Çiçegimdi o , incinirse boynu bükülür diye dokunmaya dahi kiyamazken, o amansiz hastalik halden hale sokmustu onu.” Iste hayat nasil onlari bir araya getirdiyse, öylece ayirmisti yollarini. Günler günleri kovalamisti, aylar aylari, yillar yillari. Ve hasreti her gün biraz daha derinlesmisti. “Acidir, sonsuza dek koptugunu anlamak; ama dayanmak gerek, ayagini topraga basmak gerek yine de”diyordu ihtiyar adam… Ihtiyar adamin gözleri yasarmisti. Günün isiklari sakalinda takilip bir kaç damla gözyasini isildatmisti. Ihtiyar adam basini kaldirip günesin dogusuna bakti bir süre. Uzakta bir kus sürüsünün havalanisini gördü. “Uçun” diye geçirdi aklindan, gidin dilediginiz yere. .. Kanatlariniz yoruluncaya dek uçun!… Can sikintilarini yüregine doldurdugu acili günleri yasiyordu ihtiyar adam. Aksam olurken simsiyah kederler çöküyordu üstüne. Içinde biriktirdigi mutlu yillardan teselli ariyordu. Sag eliyle yanaklarini islatan yaslarini silip oturdugu yerden ayaga kalkarak bastonunun da yardimiyla agir aksak yürümeye koyulmustu… Her ne kadar aglamamaya çalissa da, aglamaktan kan çanagina dönmüstü gözleri. Yüregini paylastigi, bir ömür beraber yasadigi Gülizar’i yoktu artik… Yürürken Gülizar’i düsünüyordu hep ve ihtiyar adam zaman zaman, kendini o mutlu günlerde buluyor, içinde hiç bir aci ve ümitsizlik hissetmiyordu sanki… Agliyor ve arkasina bakmadan yürüyordu… Evine mi? Köyüne mi? Hayir… Gidiyordu iste gözyaslarini geride birakarak…. Darmadagin olan yüregini vurup sirtina gidiyordu. Ama nereye gittigini ne kendisi ne bir baskasi biliyordu… Derin bir gögüs geçirdi; dönüp son kez evine bakti ve dönmemek üzere yürüdü Munzur’a dogru. .. Ardinda sevdigi kadini ve binlerce hatirasini birakarak…

0.00 avg. rating (0% score) - 0 votes

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir