Ara 22, 2009
764 Views
0 0

Sanal AŞK! Internet aski

Written by

Bilgisayarınızın başına geçmişsiniz ve hayatın sizin için bir şeyler
örmesini beklemektense, ipleri elinize alıp kendinize bir kazak; bir sevgili
örmeye karar vermişsiniz. Sokaklara dökülüp, et pazarına dönüşmüş barlarda
size “çok güzel bakan” biriyle karşılaşma olasılığını hesaplamaktan yorulmuş
yorulmuşsunuz… Yeni tanıştığınız bir insan telefonunuzu almaya cesaret
edemeyip, iş numaranızı istemiş de olabilir. Ya da karanlık ve sıkkın
gecenin birinde durup dururken bir mesaj almış, kimliği meçhul bir şahıs
“garip bir tesadüf” gibi hayatınıza girmiştir.
Gerçek dünyada karşılaşma şansını yakalayamamış iki ölümlü olduğunuzun farkına varıp hülyalara dalmış,
kendinizi sabah akşam internet bağlantıları ile boğuşur ve mesaj/mektup
bekler halde bulmuşsunuzdur.
Gitgide çetrefilleşen yaşam koşulları, yüzünü en fazla gördüğümüz insanların
mesai arkadaşlarımız ve patronumuz olma zorunluluğunu getiriyor
hayatlarımıza. Bir yığın asli zorunluluğa boyun eğmekten kendimize zaman
ayırmak bir yana, insanlarla tanışmak ve ilişki kurmak gibi en doğal sosyal
ihtiyaçlarımıza bile zaman ayıramaz hale geldik. Çünkü hiç bir şeye vaktimiz
yok… Çünkü kendimize bile vaktimiz yok… Tek zamanlı yaşam biçimlerinin
insafına bırakılmış insan ilişkilerimizin bizi açlığa ve tatminsizliğe
mahkum ettiği, yaşamın hızının tahayyül edilemediği zamanlarda çıktı
karşımıza, internet ve beraberinde getirdiği sanal ilişkiler.
Her şeyin seri bir şekilde tüketildiği bir çağın getirisi veya bir yansımasıydı sanal
dünya. İnsanlar hızla bu yeni iletişim aracına uyum sağlayıp, başka
boyutlarda kendilerine yeni yaşamlar düzmeye başladılar. Çünkü
yalnızlığımızın içinde çıkış yolu aramaya yazgılıydık. Çünkü içinde yalnızca
kendi sesimizin yankılandığı beyinlerimiz ve bedenlerimiz konuşmadıkça ve
dokunmadıkça susmak bilmezdi.
Sanal dünyada yaşanan ilişkilerin “gerçek dünya”ya taşınmasını izledik.
İnsanların sanal sevgilileri ile evlendiklerini bile duyduk. Nan McCarthy
sanal başlayan bir ilişkinin tesadüflerle gerçek yaşama taşınan hikayesini
konu alan 3 mini ciltlik kitabını yayımladı. Hollywood, yaşamın içindeki bu
devinimin farkına varıp, perdenin en romantik çiftini -Meg Ryan ve Tom
Hanks- biraraya getirip, “You’ve got mail” filmini kapısı yeni aralanan bir
dünyanın insanlarının beğenisine sundu. Gerçi; ikisi de çok yaşlandılar
dedik ama hala onların masum yüzlerinde hayal kurabiliyorduk ya, bu bize bir
süre daha yeterdi işte…
Sadece bir heves, bir illüzyon bu sanal ilişkiler dediler ama eşler
birbirlerini sanal ilişkileri yüzünden boşamaya başladığında başka bir etik
tartışmanın eşiğinde bulduk kendimizi. Sanal ilişki aldatma kapsamına girer
miydi? Daha bir gecelik kaçamakların ilişki şeriatını çiğneyip
çiğnemediğinde bir karara varamamışken, şimdi de başımıza sanal ihanetler
çıkmıştı…
Gerçek bir ilişki sayılamaz, sanal ilişkiler dediler. Ya gerçek
ilişkilerimiz ne kadar gerçekti? Ekrandan dokunamadığımız doğruydu. Peki,
gerçek hayatta ne kadar dokunuyorduk birbirimize? Sanal dünyanın yanlış
anlaşmalara yol verdiği doğruydu ama gerçek hayat “doğru anlaşmalar”a ne
kadar izin veriyordu ki? Bazen sahip olmak istediğimiz kimlikleri insanlara
sunduğumuz da doğruydu ama gerçek hayatta dürüst olmayı ne kadar
başarabilmiştik? Birbirinin gözlerinin içine baka baka yalan söylemeyi
kanıksayan insan güruhunun daha geniş, sınırlar ötesi kalabalıkların
içerisine karışmasının yadırganacak bir tarafı yoktu ki. İlişkilerin
dokusunun sesin ve imgenin varolmadığı bir ortamda değişebilmesi mümkün
müydü? Arayış aynı arayıştı. İnsanın kendi kendini kıstırdığı ve aslında
belki de hiç önüne geçemeyeceği yalnızlığını kırma adına giriştiği
mücadelelerden biriydi bu da.
Toplumsal değişimler sosyal ilişkilerimizi çarpıtmış, ilişki kodlarını,
mahremiyet kavramını değişime uğratmıştı. Romantizm, aşk, kıskançlık asri
zamanların hayhuyu içerisinde raflara kaldırılmış ve demode damgasını
yemişti. Medeni insan olmanın en fazla kaç hali olabilirdi? Liste her geçen
gün uzuyordu. Aşk için acı çekmeyi gururumuza yediremiyor, sahiplenmeyi ve
kıskançlığı hor görüyorduk. Romantizmden ödümüz patlıyor, fiziksel
mesafesizliğin getirdiği parçalı bulutlu ilişkilerde gün dolduruyorduk.
Cinsellik artık namahremdi. Modern zamanlar için yazıp çizdiğimiz yasalar
kadın erkek arasındaki fiziksel mesafeyi minimuma indirmişti. Buna rağmen
hala yalnızdık. İşe yaramamıştı işte, dünyayı ayağa kaldırarak kırılan
mesafeler… Oysa biz hala yokluğun yarattığı arzuya, uzak mesafelere,
mektuplara vurgunduk… Sanal dünya, kaybettiğimiz bu fiziksel mesafeyi ve
arzuyu vaadediyordu. Yitirdiğimizi tekrardan bulacağımıza inanmak istedik,
işte bu yüzden böyle bir oyuna girdik. Dile dökülemeyenin tenhalığından,
göze görünmeyenin tenhalığına doğru yol aldığı sanal dünyalarda insan
kendini gerçekleştirebilme, romantik aşkı diriltme savaşını veriyor.
Aşk
dedikleri üzere, “sanal aşk”ta özünden bir şeyler kaybedemezdi. Çünkü her
aşk kendi kurgumuzda kıvılcımlanır, kendi kurgumuzda küllenirdi .
Alıntı

Bilgisayarınızın başına geçmişsiniz ve hayatın sizin için bir şeyler örmesini beklemektense, ipleri elinize alıp kendinize bir kazak; bir sevgili örmeye karar vermişsiniz. Sokaklara dökülüp, et pazarına dönüşmüş barlarda size “çok güzel bakan” biriyle karşılaşma olasılığını hesaplamaktan yorulmuş yorulmuşsunuz… Yeni tanıştığınız bir insan telefonunuzu almaya cesaret edemeyip, iş numaranızı istemiş de olabilir. Ya da karanlık ve sıkkın gecenin birinde durup dururken bir mesaj almış, kimliği meçhul bir şahıs “garip bir tesadüf” gibi hayatınıza girmiştir.
Gerçek dünyada karşılaşma şansını yakalayamamış iki ölümlü olduğunuzun farkına varıp hülyalara dalmış, kendinizi sabah akşam internet bağlantıları ile boğuşur ve mesaj/mektup bekler halde bulmuşsunuzdur.
Gitgide çetrefilleşen yaşam koşulları, yüzünü en fazla gördüğümüz insanların mesai arkadaşlarımız ve patronumuz olma zorunluluğunu getiriyor hayatlarımıza. Bir yığın asli zorunluluğa boyun eğmekten kendimize zaman ayırmak bir yana, insanlarla tanışmak ve ilişki kurmak gibi en doğal sosyal ihtiyaçlarımıza bile zaman ayıramaz hale geldik. Çünkü hiç bir şeye vaktimiz yok… Çünkü kendimize bile vaktimiz yok… Tek zamanlı yaşam biçimlerinin insafına bırakılmış insan ilişkilerimizin bizi açlığa ve tatminsizliğe mahkum ettiği, yaşamın hızının tahayyül edilemediği zamanlarda çıktı karşımıza, internet ve beraberinde getirdiği sanal ilişkiler.
Her şeyin seri bir şekilde tüketildiği bir çağın getirisi veya bir yansımasıydı sanal dünya. İnsanlar hızla bu yeni iletişim aracına uyum sağlayıp, başka boyutlarda kendilerine yeni yaşamlar düzmeye başladılar. Çünkü yalnızlığımızın içinde çıkış yolu aramaya yazgılıydık. Çünkü içinde yalnızca kendi sesimizin yankılandığı beyinlerimiz ve bedenlerimiz konuşmadıkça ve dokunmadıkça susmak bilmezdi.
Sanal dünyada yaşanan ilişkilerin “gerçek dünya”ya taşınmasını izledik. İnsanların sanal sevgilileri ile evlendiklerini bile duyduk. Nan McCarthy sanal başlayan bir ilişkinin tesadüflerle gerçek yaşama taşınan hikayesini konu alan 3 mini ciltlik kitabını yayımladı. Hollywood, yaşamın içindeki bu devinimin farkına varıp, perdenin en romantik çiftini -Meg Ryan ve Tom Hanks- biraraya getirip, “You’ve got mail” filmini kapısı yeni aralanan bir dünyanın insanlarının beğenisine sundu. Gerçi; ikisi de çok yaşlandılar dedik ama hala onların masum yüzlerinde hayal kurabiliyorduk ya, bu bize bir süre daha yeterdi işte…
Sadece bir heves, bir illüzyon bu sanal ilişkiler dediler ama eşler birbirlerini sanal ilişkileri yüzünden boşamaya başladığında başka bir etik tartışmanın eşiğinde bulduk kendimizi. Sanal ilişki aldatma kapsamına girer miydi? Daha bir gecelik kaçamakların ilişki şeriatını çiğneyip çiğnemediğinde bir karara varamamışken, şimdi de başımıza sanal ihanetler çıkmıştı…
Gerçek bir ilişki sayılamaz, sanal ilişkiler dediler. Ya gerçek ilişkilerimiz ne kadar gerçekti? Ekrandan dokunamadığımız doğruydu. Peki, gerçek hayatta ne kadar dokunuyorduk birbirimize? Sanal dünyanın yanlış anlaşmalara yol verdiği doğruydu ama gerçek hayat “doğru anlaşmalar”a ne kadar izin veriyordu ki? Bazen sahip olmak istediğimiz kimlikleri insanlara sunduğumuz da doğruydu ama gerçek hayatta dürüst olmayı ne kadar başarabilmiştik? Birbirinin gözlerinin içine baka baka yalan söylemeyi kanıksayan insan güruhunun daha geniş, sınırlar ötesi kalabalıkların içerisine karışmasının yadırganacak bir tarafı yoktu ki. İlişkilerin dokusunun sesin ve imgenin varolmadığı bir ortamda değişebilmesi mümkün müydü? Arayış aynı arayıştı. İnsanın kendi kendini kıstırdığı ve aslında belki de hiç önüne geçemeyeceği yalnızlığını kırma adına giriştiği mücadelelerden biriydi bu da.
Toplumsal değişimler sosyal ilişkilerimizi çarpıtmış, ilişki kodlarını, mahremiyet kavramını değişime uğratmıştı. Romantizm, aşk, kıskançlık asri zamanların hayhuyu içerisinde raflara kaldırılmış ve demode damgasını yemişti. Medeni insan olmanın en fazla kaç hali olabilirdi? Liste her geçen gün uzuyordu. Aşk için acı çekmeyi gururumuza yediremiyor, sahiplenmeyi ve kıskançlığı hor görüyorduk. Romantizmden ödümüz patlıyor, fiziksel mesafesizliğin getirdiği parçalı bulutlu ilişkilerde gün dolduruyorduk.
Cinsellik artık namahremdi. Modern zamanlar için yazıp çizdiğimiz yasalar kadın erkek arasındaki fiziksel mesafeyi minimuma indirmişti. Buna rağmen hala yalnızdık. İşe yaramamıştı işte, dünyayı ayağa kaldırarak kırılan mesafeler… Oysa biz hala yokluğun yarattığı arzuya, uzak mesafelere, mektuplara vurgunduk… Sanal dünya, kaybettiğimiz bu fiziksel mesafeyi ve arzuyu vaadediyordu. Yitirdiğimizi tekrardan bulacağımıza inanmak istedik, işte bu yüzden böyle bir oyuna girdik. Dile dökülemeyenin tenhalığından, göze görünmeyenin tenhalığına doğru yol aldığı sanal dünyalarda insan kendini gerçekleştirebilme, romantik aşkı diriltme savaşını veriyor.
Aşk dedikleri üzere, “sanal aşk”ta özünden bir şeyler kaybedemezdi. Çünkü her aşk kendi kurgumuzda kıvılcımlanır, kendi kurgumuzda küllenirdi .

Alıntı

0.00 avg. rating (0% score) - 0 votes
Article Categories:
Aşka Dair Ne Varsa

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir